ODER - Otistik Çocukları Koruma ve Yönlendirme Derneği

Engellilerin Eğitim Hakkı ve Devlet Yükümlülükleri

Yard. Doç. Dr. Selda Çağlar’ın kitabı yayınlandı

kapak2

SUNUŞ

Bu kitap, “Arda ve onun gibilere” ithaf edilmiştir. Arda, benim otizmli oğlum, ‘onun gibiler’ ise, yaşları ve engel türleri ne olursa olsun, tüm engelliler…
Arda, 3 yaşında tanı konulduğundan itibaren özel eğitim alan19 yaşında bir genç. Bu süreç, otizmle birlikte diğer engel gruplarını tanımak ve anlamak için ailece hepimize yeterli bir deneyim kazandırdı. Arda’nın 10’lu yaşlarına kadar bizzat içinde bulunduğum eğitim dönemi ise, Türkiye’de özel eğitimin nasıl ele alındığını ve nasıl uygulandığını göstermek açısından yeterli bir süreçti. Eğtimin bir hak değil, ailenin bir ödevi, devletin de iyi kötü bir yükümlülüğü olarak algılandığı; devletin kurumlarınca haftada birkaç günün bir-iki saati verilen eğitim dışında eğitimin tüm yükünün aileye bırakıldığı, olağan (normal) eğitim kurumlarına bir çoğunun alınmadığı ya da çok kısa süreli kabul edildiği, kaynaştırma (kitapta kapsayıcı deyimi tercih edilmiştir.) eğitimine alınanlara ise, diğer yaşıtlarıyla eşitlenecek düzeyde ve kalitede eğitim verilemediğini görmek, otizmli bir çocuğun hukukçu annesi olarak bana misyon yükledi. Arda’nın zorlu eğitim süreci nedeniyle oldukça geç bir dönemimde girdiğim akademik ve mesleki yaşantımda yaptığım araştırma ve çalışmalar, insan hakları üzerine ve özellikle dezavantajlı grup (çocuklar, yaşlılar, mülteciler vs.) hakları üzerine yoğunlaştı. Yani, haklarını elde etmek ve kullanmak bakımından özel tedbirlere ihtiyaç gösteren, ama yasalarda ve devlet uygulamalarında marjinalleştirilmiş, dışlanmış ya da ihmal edilmiş kesimlerin aslında toplumun geri kalanıyla aynı olan haklarını hayata geçirmek konusunda fırsatlara kavuşturulması ve diğerleriyle bu yönden eşitlenmesi gerektiği yönünde bilimsel çalışmalara ağırlık verdim. Ancak, benim için asıl misyon, oğlum ve diğerlerinin yaşamlarını (elbette ailelerinin yaşam kalitesini de) en fazla etkileyen eğitim konusunu hukuki boyutuyla ele almak, bu konuda kapsamlı bir çalışma yaparak Türk hukuk literatüründeki boşluğu doldurmaktı. Eğitimin herkesle birlikte engelliler için de bir hak ve devletin de bu hakka ilişkin geniş bir yükümlülük alanından sorumlu olduğunu, ancak kapsamlı bir çalışmada anlatabileceğimden, doktora tezimde bu konuyu çalıştım.
Engellilerin eğitim sürecinden dışlandığı ve ayrımcılığa uğradığı gerçeği karşısında bu çalışmada savuduğum tez, uluslararası insan hakları hukukunda da kabul edildiği biçimiyle, engellilerin diğerleriyle aynı sistem içinde, aynı kalitede eğitim almasını sağlayacak kapsayıcı eğitim (inclusive education) ilkesine uygun olarak eğitim almalarının sağlanmasıdır. Kapsayıcı eğitim, evde veya kurumlarda yatağa bağımlı yaşayan ya da düzenli eğitim kurumuna gidemeyecek süreçlerle hastane ortamında tedavi gören engelliler dışındaki tüm engellilerin, engelinin ağırlığı ne olursa olsun tam/yarı zamanlı normal eğitim düzeneği içinde yaşıtlarıyla aynı ortamda eğitim almalarını savunan bir ilkedir. Bu ilke, Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına Dair Sözleşme’nin 2008 Mayısında yürürlüğe girmesiyle birlikte, Sözleşmeye taraf olan devletler (Türkiye de Ağustos 2009’da taraf oldu) bakımından engellilerin eğitim hakkına içkin bir nitelik olarak değerlendirilmeye başlandı. Bu anlamda Sözleşmeye taraf devletler, eğitim sistemlerini engellilerin, yüksek yetenekli çocukların, mülteci veya azınlık çocuklarının diğerleriyle birlikte ve aynı kalitede ve içerikte eğitim alabilecek şekilde düzenlemekle yükümlü kılınmış oldular. Türkiye’nin de, Ağustos 2009’dan itibaren aşamalı olarak engellilerin büyük bir kısmının eğitim gördüğü özel eğitim okullarını tasfiye etmesi, eğitime yeni başlayacak olan engelli çocukları, gerekli tüm tedbirleri alarak, normal eğitim kurumlarında eğitime başlatması gerekmektedir. Bunun yanısıra, engellileri ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal hayattan dışlayan, ayrımcılık yaratan tüm engelleri ortadan kaldırmak, engellilerin eğitim dahil toplumsal yaşamın her alanında var olmalarını ve bağımsızlıklarını maksimum düzeye çıkaracak, haklar bakımından diğerleriyle eşitleyecek yasal, idari, yargısal her türlü özel tedbiri almakla yükümlüdür. Bu açıdan bakıldığında, Engellilerin Haklarına Dair Sözleşme’yi uluslararası hukukta bir devrim ve taraf olan devletlerde yaşayan engelli bireylerin anayasası olarak nitelemek yanlış olmayacaktır.
Buna ek olarak Kitapta, Engellilerin Haklarına Dair Sözleşme ve eğitim hakkını düzenleyen diğer uluslararası sözleşmelerden yola çıkılarak, eğitim hakkının kapsam ve içeriğinin, “herkes için eğitim” ve “yaşamboyu eğitim” ilkelerine göre şekillendirilmesi talebi hukuksal bir zeminde dile getirilmiş, Türkiye’nin buna yönelik yükümlülükleri, uygulamaya yönelik aksaklıkların giderilmesini sağlayıcı yasal ve yapısal değişiklik önerileriyle desteklenmiştir.
Türkiye’de yaşayan tüm engellilerin yaşamları boyunca uygun ve kaliteli eğitim almalarını sağlamaya yönelik bilimsel çalışmaların artması, bu amaca yönelik toplumsal ve politik irade geliştirilmesi dileğiyle…

Yrd.Doç.Dr. Selda Çağlar
Trakya Üniversitesi İ.İ.B
.F.


Facebook'ta paylaş

Yorum yapın

*
Aşağıdaki kelimeyi kutucuğa yazınız.
Anti-spam resmi